Kategori arşivi: GÜNEY AMERİKA

AMAZON NEHRİ KARGO GEMİSİ YOLCULUĞU

Iquitos‘tan sonra gitmek istediğimiz yer Brezilya’nın Amazonlar’daki dev şehri Manaus‘tu. Manaus’a gidebilmek için önce Brezilya’nın Tabatinga şehrine gidip oradan da Amazon Nehri üzerinde kargo gemisi ile seyahat etmemiz gerekiyordu. Daha kolay bir yol olan uçak yolculuğu ise keyifsiz ve macerasız olacaktı.

Önce Iquitos’tan hızlı teknelerle Peru’nun Santa Rosa de Yavari şehrine geçtik. Burası alında Tres Fronteras adı verilen üçlü bir sınır bölgesi. Brezilya’nın Tabatinga şehri, Peru’nun Santa Rosa de Yavari şehri ve Kolombiya’nın Leticia şehri üçlü bir sınırı paylaşıyor.

Peru’dan çıkışımız minicik bir ofiste yapıldı. Buradaki görevli kadın demez mi “sizin vizeniz geçerli değil, kendi ülkenizden almanız gerekirdi” diye. Bütün ülkeyi gezip bitirmişiz çıkarken mi sorun oluyor vize???? Neyse bir şekilde ikna ettik ve geçtik. Bu arada bizim gezdiğimiz dönemde (2010) Peru Türk vatandaşlarından vize istiyordu. Biz de vizemizi Buenos Aires’ten almıştık.

Peru’dan çıktıktan sonra Tabatinga’ya gittik. Aslında burada pasaportlarımıza Brezilya giriş kaşesi bastırmamız gerekiyordu fakat ofis kapalı olduğu için ertesi güne kaldı.

CIMG5836 (Medium)Tabatinga Amazonlar’ın artık iyice içinde olduğu için sıcaklık ve nem felaketti. Neyse ki otel odamızda klima vardı. Otele eşyaları atıp Kolombiya tarafına geçtik. Bir kaç saatliğine de olsa Kolombiya topraklarına ayak basmış olduk böylece. Üçlü sınır komik bir durum. Hop Brezilya’da hop Kolombiya’da olabiliyorsunuz. Dolar bozdurmak için mesela Kolombiya tarafına geçiyorduk, kur orada daha iyiydi. Gidiş geliş için de yürümek de mümkündü motor taksilere binmek de.  AMAZON NEHRİ KARGO GEMİSİ YOLCULUĞU yazısına devam et

IQUITOS: AMAZONLAR’A GİRİŞ

2010 yılında çıktığımız Güney Amerika seyahatinin yazılarını aradan uzun zaman geçmiş olsa da tamamlamak istiyorum.. En son Lima‘yı anlatmıştım, bir sonraki durak Iquitos’tan  devam…

Lima’dayken iki seçeneğimiz vardı. Ya Ekvador’a geçip oradan Kolombiya’ya devam edecektik ya da Amazonlar’a girecektik. O dönemlerde Ekvador-Kolombiya arasındaki sınır geçişleri sorunluydu. Bizim gitmemizden bir süre önce sınırda bir otobüsü tarayıp turistleri kaçırmışlardı. Hal böyle olunca risk almak istemedik, Amazonlar’a girelim, dedik.

Lima Iquitos arasında karayolu yok. Ya uçuyorsunuz ya da Pucallpa’ya otobüsle gidip oradan tekneye biniyorsunuz. Biz tekne hakkımızı sonraya saklamak istediğimiz için Lima’dan Iquitos’a Latam ile uçtuk.

Iquitos sevimli bir şehir. Nehir kenarı kolonyal tarzdaki evlerle dolu. 19. yüzyıldaki kauçuk patlamasından burasının da nasibini aldığı hemen anlaşılıyor. Bizim ilgimizi ise nehrin içinde yer alan derme çatma evler çekiyor daha çok.

iquitos peru

IQUITOS: AMAZONLAR’A GİRİŞ yazısına devam et

BASİT BİR HAYATIN ZEVKİNE VARMAK ÜZERİNE

Üniversitede son senede “Music Appreciation” diye bir seçmeli ders almıştım. İlk önce “Müziği takdir etmek” diye “chicken translate” yapıp “Ne alaka???” dediğim ders, 3 saat aralıksız bir şekilde romantik dönemden modern döneme kadar farklı klasik müzik bestecilerinin eserlerini dinleyip onları hissetmeyi, zevkine, değerine varmayı amaçlayan bir ders çıkmıştı. Bitirme ödevi ile boğuştuğumuz bir dönemde ilaç gibi gelmişti. Dersin sınavı da herkesin kendi zevkine göre gittiği opera, klasik müzik konseri, bale gibi bir gösterinin neler hissettirdiğini anlattığımız makaleler üzerinden yapılmıştı.

İşte o dönemden sonra unuttuğum, günlük hayatımda kullanmadığım “appreciate” sözünün “zevkine, değerine varmak” anlamının farkına yıllar sonra Asya’da seyahat ederken vardım tekrar. Bir gün güneş batarken, başka bir gün motorla orman içinde yol alırken yaşadığım anı “appreciate” ettim.

hayatın zevkine varmak

Şimdilerde Uruguay’da sakin bir hayat yaşıyoruz. O kadar sakin bir hayat ki “O kadar dünyanın bin bir yerini gezmişsiniz, Uruguay’da bi b*k yok, ne işiniz var Uruguay’da???” diyenler oldu. Haklılar da.. Burada kimilerine göre hiç bir şey yok, kimilerine göre de dopdolu bir hayat var. Üstelik başkentte de değiliz. Maldonado adlı minnak bir şehrindeyiz. 10 dk’da tüm Güney Amerika’ın en janjanlı tatil kentine ulaşıyoruz ama kış geldi. Tatilci kalmadı. Hayat bisiklet, yürüyüş/koşu, iş, güzel yemek ekseninde geçiyor. Bir de okyanus gerçeği var.

2010 yılında Güney Amerika turu yaptıktan sonra Türkiye’ye dönüp de “normal” hayatımıza dönünce aklımdaki tek şey bir gün Arjantin’in Puerto Madryn şehrinde yaşamaktı. Minnacık bir yer olan Puerto Madryn’in özelliği okyanus kenarında olması, gökyüzünün berraklığı, kışın sahiline “BALİNALARIN” gelmesi ve sakinliğiydi. 7 yıl boyunca “Bir gün Puerto Madryn’de yaşayalım.” dedik.

Maldonado’dan haberdar değildik o zamanlar. Uruguay’ı gezerken burayı “concon turist mekanında ne işimiz var yeaaa” diyerek es geçmiştik. Uruguay’a taşındığımızda önümüzde iki seçenek vardı. Başkent Montevideo ya da minnak, okyanus kenarındaki Maldonado. Günlerce, haftalarca düşündük ne yapsak, diye. En son balinalı bir video izleyince Maldonado’ya karar verdik çünkü kışın plaja balinaların geldiğini öğrendik ve taşındık. Şimdilerde Puerto Madryn’den beklediğim her şeye sahibim, üstüne bir de başkentten 1300 km değil, 110 km uzaktayız. 🙂

İlk paragrafla bağlamak gerekirse, hayatımız gerçekten yukarıda da yazdığım gibi bisiklet, yürüyüş/koşu, iş, güzel yemek ekseninde bir de 3-5 arkadaşımızla buluşarak geçiyor ama yaşadığımız anı “appreciate” etmeyi öğrendik, mutluyuz. İşin güzel yanı, buradaki insanlar da hayatlarını bu şekilde yaşıyor. Çok paraları yok, janjanlı hayatları yok ama örneğin güneş batışı saatinde hava soğuk da olsa illa ki plajda birileri oluyor, hep birlikte güneşin batışını izliyoruz. Her gün güneşin batışını fotoğraflayan birileri oluyor, kimse o anda telefonuyla oynamıyor, varsa yoksa güneşin batışının zevkine varmak insanların derdi. Güneş batınca da ufak tefek alkış sesleri duyuluyor. Bugün dünden daha mı güzel battı güneş sanki?

Gülen

HAYATIMIZI NASIL DEĞİŞTİRDİK?

Şu anda 3 haftalığına Uruguay’da bir çiftlikteyiz. Sabahları tavuk ve kedileri besliyor, akşamları ise bahçeyi suluyoruz. Günün büyük kısmını istediğimiz gibi kullanabiliyoruz.

hayatını değiştirmek Peki 1,5 yıl önce yabancı şirketlerde masabaşında çalışan kariyeri iyi giden mühendisler iken bu noktaya nasıl geldik? Hayatımızı nasıl değiştirdik?

hayatımızı nasıl değiştirdik

Aslında bu hikaye göründüğünden daha eski. 2010 yılında işlerimizden istifa edip ayrılmış, hayalimiz olan Güney Amerika gezisini gerçekleştirmiştik. Arabamızı yenileyeceğimiz parayı bu gezi için harcamış, gezide de ekonomik davranmamız sonucunda 6 ay gezebilmiştik. Sonra memlekete dönüp kariyerlerimize devam ettik.

hayat tarzı

Sonraki 4-5 yıl içinde yıllık izinlerimizde ve her fırsatta başka geziler de yaptık, çok sayıda gezgini de evimizde ağırladık. Artık ekonomik ve uzun seyahatlerde uzmanlaşmıştık ve hayata bakışımızı değiştirdiğini düşündüğümüz deneyimler yaşadık. Kazancımızı nerde nasıl yeni deneyimler yaşarız diye düşünerek değerlendiriyor, artık daha fazla eşyaya, statüye vs sahip olmanın değil, bizi daha fazla mutlu eden şeylerin, anın ve anıların peşinde koşuyor, başka bir hayat tarzı hayali ile yaşıyorduk. Hayatını değiştirmek imkansız olmamalıydı.

İş hayatının stresi, haftasonlarının bir türlü gelmek bilmemesi, bedenimizin istemediği bir saatte çalar saatle uyanmaya zorlanması, başka yerler görme isteği, başka bir hayat tarzına ve hayatımızın bize dayattığından başka değerlere önem vermemiz, ülkede bize rahatsızlık veren şeylerin artık kişisel hayatımızın da önüne geçmesi vs derken artık farklı bir hayat yaşamanın zamanı geldiğini düşündük.

2015 yılının ortalarında işlerimizden bir kez daha istifa ettik. Evimizi ve arabamızı sattık. Eşyalarımızın nerdeyse tamamını dağıttık. Özel eşyalarımızı sadece birkaç koliye kadar indirgedik, birer sırt çantası hazırladık ve Eylül ayında tek yön bir biletle Tayland’a uçtuk.

Bir süre, daha önce görmediğimiz Güneydoğu Asya ve Uzakdoğu’da gezecektik. Yorulunca sevdiğimiz bir yere yerleşecek, sonrasına ise o zaman karar verecektik. Benzer bir iş hayatına girip kısır döngüye girmemek için ise geçimimizi sağlayacak yeni beceriler kazanmalıyız diye düşündük.

Önce geçimimizi sağlamak için mevcut mesleklerimizden başka bir becerimiz olmadığını düşündük, korktuk. Daha sonra ise aslında yıllardır öğrendiğimiz, bildiğimiz, hobi olarak yaptığımız birçok şeyi geliştirerek geçimimizi sağlayabileceğimizi düşünmeye başladık. Birçok farklı konuda derin birikimimiz ve tecrübemiz olduğunu farkettik.

Asya’da 14 ayda 14 ülke gezdik. Yerlilerin evinde kaldık, sokaklarda yemek yedik, motorsikletle binlerce kilometre kafamıza göre yol aldık. Çok arkadaş edindik. Eski arkadaşlarımızla karşılaştık. Yeni hayaller kurduk. Bulunduğumuz şartların değil, bizim o şartlarda kendimize nasıl bir ortam yaratacağımızın önemli olduğunu farkettik. Dünyaya bakışımız yine değişti. Maddi birikimimizin bir kısmını harcadık ama manevi olarak çok şey kazandık. Farklı insanlar haline geldik.

Bu arada “Bi Gezip Gelelim Biz” adlı blogumuz ve facebook sayfamız popülerleşti, biraz bilinir olduk. Ancak sponsorluklar almayı, destek toplamayı veya blog üstünden para kazanmayı zaman zaman istesek de zamanla işe dönüşüp seyahatin heyecanını alır korkusuyla bir türlü o açıdan yaklaşamadık. Amatör bir blog olarak devam ettiriyoruz.

Bu 14 ay içinde, lokasyondan bağımsız olarak yapabileceğimiz, geçinmemize yarayabilecek bazı beceriler geliştirmeye çalıştık. Kurslar aldık, denemeler yaptık, değişik işlerde çalıştık. Öyle işlerimiz olmalıydı ki, bir yere yerleşsek de, her sene lokasyon değiştirsek de geçinebilelim.

Asya’da yüzlerce şehir, köy, kasaba ve binlerce insan tanıdıktan, onbinlerce kilometre yol gittikten ve binlerce balıkla onlarca dalış yaptıktan sonra yorulduk. Kendi evimiz olmasını özledik. Bir yere gidelim ve evimiz olsun dedik. Biraz düşündükten sonra Güney Amerika aşkımızın kabarmasıya 2016 Aralık başında Uruguay’a geldik.

Uruguay’da eski dostlarımız karşıladı bizi. Çevre yapmaya başladık. Kültüre ve dile yabancı olmadığımız için kolay bir başlangıç oldu. Kalıcı bir yer bulana kadar birkaç adres değiştirdik. İş güç geçim derdine girene kadar tatil kafasında takıldık, biraz da çalıştık.

Bu arada arkadaşımızın arkadaşının kendisi seyahatteyken çiftliğine birkaç haftalığına göz kulak olacak birilerini aradığını duyduk. Uruguay’da bir çok sey tanıdıklar aracılığıyla yürüyor. Kiralık bir ev bulana kadar bizim için süper fırsat oldu, Uruguay’ın kırsal hayatını da merak ediyorduk zaten.

Bu süreçte ben bir yandan çevirmenlik yaparken bir yandan da tam istediğim gibi part-time İngilizce öğretmenliği işi buldum. Uzun süredir buna hazırlanıyordum ve ufak ufak başlamıştım bile zaten. Gülen de zaten bir süredir gezi yazarlığı yapıyordu, buna daha önce hobi olarak yaptığı editörlüğü de ekledi. Belki ufak tefek başka işler de yaparız, geçinecek kadar.

Bir yandan da İspanyolcamızı geliştirmeye çalışıyoruz. Zaten İspanyolca konuşulan bir yerde yaşayınca günlük konuşmalar sayesinde geliştirebiliyoruz dili. Bir süre sonra İspanyolca dersi almayı da düşünebiliriz.

2017’yi Uruguay’da geçireceğiz. Bol bol bisiklet süreceğiz, arkadaşlarla yiyip içeceğiz, plajda balina izleyeceğiz. Böyle basit beklentilerimiz var. Bu yıl geçsin sonrasına bakarız. Şimdilik bahçe sulayıp kediler ve tavuklarla ilgileniyoruz 🙂

hayat tarzı hayat tarzı

Murat

URUGUAY’DA BASKETBOL MAÇI İZLEMENİN KEYFİNİ YAŞADIK

Bilenleriniz vardır. Asya gezimizi tamamladık, Türkiye’de hasret giderme temalı molamızı verdik ve bir süredir Uruguay’dayız. Burada gittiğimiz bir basketbol maçı hakkındaki yazımız Trend Basket‘te yayınlandı. Yazının tamamını aşağıda da okuyabilirsiniz:

Bunu da yapmadık demeyiz, Uruguay’da basketbol maçı izlemenin keyfini yaşadık!

Uruguay’da basketbolun varlığını Esteban Batista ile öğrendik. ”Futbol ülkesi olan Uruguay’dan basketbolcu da çıkıyormuş” dedik sayesinde.

URUGUAY’DA BASKETBOL MAÇI İZLEMENİN KEYFİNİ YAŞADIK yazısına devam et