PATAGONYA #2: USHUAIA / ARJANTİN

Ushuaia Günleri

20-21.04.2010 – Salı & Çarşamba Oldukça uzun sürecek Ushuaia yolculuğumuz başlıyor. Otobüsün en önünde oturabilmek uğruna önce Trelew’e gitmemiz gerekiyor. Herhangi bir aksilik yaşamamak için Trelew’e erken gidiyoruz. Yaklaşık 1-2 saatlik boşluğumuz var. Ben o arada Murat’ı eşyalarla otogarda bırakıp Casino’ya gidiyorum. 🙂 10 dk sonra ayırdığım parayı – yaklaşık 4 TL- bitirip geri dönüyorum.

Yolumuz toplam 35 saat sürecek. Rio Gallegos’a kadar Andesmar firmasıyla gidiyoruz. Yol o kadar etkileyici ki. Yüzlerce kilometre yolu boşlukta gidiyoruz sanki. Patagonya bozkırları, dümdüz giden yol, nadiren geçen arabalar, guanacolar, nandular ve büyük yırtıcı kuşlar.. Bir türlü bitmeyen bu yol bize keyif veriyor. Pek çok şey düşünme fırsatımız oluyor. Hayatımızın en etkileyici anlarından birini daha yaşıyoruz. Otobüs firmamız bizi eğlendirmek için elinden geleni yapıyor. Ard arda filmler izliyoruz, arada yemek geliyor ve hatta otobüste BINGO oynatıyorlar. 🙂

Rio Gallegos’ta aktarma yapıp TAQSA firması ile devam ediyoruz. Yolun bir kısmı Şili topraklarında olduğu için sınır geçmemiz gerekiyor. Sıraya girip işlemlerimizi yaptırıyoruz. Tüm çantalarımız x-ray cihazlarından geçiyor, yiyecek kontrolü yapılıyor ve hepsini atlatıp Şili’ye giriyoruz. Çılgın rüzgarlı, Atlas Okyanusu ile Büyük Okyanus’u birbirine bağlayan Macellan Boğazı’nı geçiyoruz ve yıllardır görmek istediğimiz Tierra del Fuego’ya, ateş topraklarına, dünyanın sonuna varıyoruz.

Macellan Boğazı geçişi: 

Macellan, 1520 yılında Tierra del Fuego’ya geldiğinde karşı kıyıda elinde meşalelerle onu bekleyen insanları görünce buraya Ateş Toprakları anlamına gelen Tierra del Fuego adını vermiş. Boğazdan bir süre sonra tekrar Arjantin’e geçiyoruz. Böylece Arjantin’in bir şehrinden başka bir şehrine gidene kadar pasaportlarımıza 4 tane damga basılmış oluyor. Rio Grande şehrinde bir kere daha otobüs değiştirmemiz gerekiyor. Bu bize sürpriz oluyor çünkü biletimizde otobüs değişikliğinden bahsedilmiyor. Bineceğimiz otobüsün altından buz parçaları temizliyorlar, Ushuaia’da karşılaşabileceğimiz hava konusunda ürküyoruz!!!

Neyse ki korktuğumuz başımıza gelmiyor ve Ushuaia’da karsız buzsuz bir hava ile karşılaşıyoruz, sadece çok soğuk.

21.04.2010 – Çarşamba

Ushuaia ’daki ilk evimiz Lucia’nın. Kızı Agustina ile birlikte yaşıyor. Bu seferki evimizi Hospitality Club sayesinde buluyoruz. Lucia bizi sıcak empanadalarla karşılıyor. Burada evin tek sıcak odasında kalıyoruz 🙂 Ranzamız var.

Daha sonra da sık sık göreceğimiz bir uygulamayla karşılaşıyoruz. Burada ısıtma sistemleri o kadar yetersiz ki insanlar mutfaklarındaki fırınları yakıp kapağını açıp evi öyle ısıtmaya çalışıyorlar. Evler zaten ahşap ve dışarıdan rahatlıkla soğuk geçiriyor. Kış iyice bastırınca ne yapacaklarını merak ediyoruz.

Bir enteresan şey de şu. İnsanlar çok güzel müstakil evlerde yaşıyorlar, büyük bahçeleri var falan ama evlerini ısıtamıyorlar, bozuk birşeyleri tamir ettirmiyorlar, kırık kaşık çatalları kullanmaya devam ediyorlar. Biz mi fazla israfçıyız, onlar mı fazla tutumlu bu konuda bir karara varamıyorum.

22.04.2010 – Perşembe

Şehirde ne var ne yok, nereye nasıl gideriz öğrenmek için turist infonun yolunu tutuyoruz. Turist info bizi şok ediyor. Sorulacak her soruya o kadar iyi hazırlanmışlar ki, ne sorsak bir liste çıkartıp veriyorlar. Punta Arenas’a nasıl gideriz diye soruyoruz, Bariloche’ye kadar (çok daha kuzey) bütün otobüs firmalarının, saatlerinin ve fiyatlarının olduğu listeyi veriyorlar. Bir tur için fiyat soruyoruz, şehirdeki tüm turların ve fiyatlarının listesini veriyorlar, şahane! Turist info’da bir de pasaportunuza “ Ushuaia -Fin del Mundo” (dünyanın sonu) damgası bastırabiliyorsunuz.

Şehir merkezinde binalar hep güzel ve Avrupai. Zaten ortalık da gore-tex kıyafetli turistlerle dolu. Bu durum bize biraz yapay geliyor. Merkezden 1-2 sokak arkaya gidince yıkık dökük teneke evlerle doluyor her yer. Evler çok enteresan. Bahçeli, 2-3 katlı, lüks görünen bir evin hemen yanında odun ve tenekelerden yapılmış evler görebiliyorsunuz. Bir de havanın soğukluğunu göz önüne alınca insanların nasıl böyle yaşadığına şaşırıyoruz.

Şehirdeki ana atraksiyonlardan biri Beagle Kanalı turu. Bu turun en büyük eğlencesi de penguenler. Penguenler de çoktan kuzeye doğru göçtüğü için Beagle Kanalı turu yapmaktan vaz geçiyoruz.

Ushuaia ’da yapılabilecek en inanılmaz şey ise Antarktika’ya gitmek. Sadece Kasım-Mart ayları arasında gidilebiliyor ve sadece yol için en az 3-4 bin Amerikan doları ödemek gerekiyor! Antarktika’ya gitmenin bir yolu da oraya giden gemilerde çalışmakmış. Çok paramız olunca kesinlikle gitmeye karar veriyoruz.

Antarktika sadece 1000 km uzakta

23.04.2010 – Cuma

Sabah kalkıp sosisli sandviçlerimizi, alfajorlarımızı hazırlıyoruz ve Lucia bizi Martial Buzulu’na (Glacier Martial) tırmanacağımız yere götürüyor. Buradaki buzul, buzdağı gibi değil tabi. Dağın tepesinde kalıcı bir buz kütlesi var. İşte orası Martial Buzulu.

Martial Buzulu

Tırmanışın başlangıcı oldukça kolay. Zaten patika yol da yapılmış. Yolun bir kısmı teleferikle de çıkılabiliyor. Teleferiğin yukarıdaki istasyonuna kadar rahatlıkla yürüyerek çıkıyoruz. Manzara gittikçe güzelleşiyor. Buradan sonra birkaç ayrı patika var. Biz buzula giden yolu tercih ediyoruz. Biraz rahat, biraz oflaya puflaya karlı bölgeye geliyoruz. Buradan sonrası iyice zor çünkü kara bata çıka ilerlemek zorunda kalıyoruz. Emekler durumda, elleri ayakları bir arada kullanarak bir süre daha çıkıyoruz ve sonra ekipmansız çıkılamayacak bir hal alıyor. 1 ay önce sahillerde denize girerken şimdi karın buzun içinde olmak bile heyecan veriyor. Yukarıdaki manzara ise çok etkileyici.. Beagle Kanalı ve Şili toprakları…

martial buzulu

Dizlere kadar kar… Arkada Beagle Kanalı

Tırmanışı keyifli bir şekilde tamamlıyoruz. Tek sıkıntımız dizlerimize kadar kara battığımız için ayakkabılarımızın karla dolması ve ıslanması. Evde ayakkabılarımızı ısıtıcının üstüne koyup kurutmaya çalışıyoruz. Murat’ınkiler sorunsuz kuruyor. Benim ayakkabıları koyduğumuzda ısıtıcının ayarını biraz daha açıyoruz. Bir süre sonra oda berbat bir şekilde kauçuk kokmaya başlıyor.. Ayakkabılarım yanıyor!! Neyse ki sadece ayakkabının tabanının eridiğiyle kalıyoruz. Ayakkabılar ve tüm ev alev almadan farkediyoruz neyse ki.. Ayakkabıyı giydiğimde eriyen tekin 2 numara kadar küçüldüğünü farkediyorum 🙂 Sonuç olarak ertesi günkü Tierra del Fuego planı iptal oluyor, günü alışverişe ayırıyoruz. Zaten her yerimiz de tırmanmanın ve soğuğun etkisiyle tutulduğu için sakin bir gün fikri iyi geliyor.

24.04.2010 – Cumartesi

Bütün günü bana ayakkabı arayarak geçiriyoruz. Şehir doğa sporları mağazaları ile dolu. Sonunda rahat bir ayakkabı buluyorum ve 2 numara küçülmüş ayakkabımdan kurtuluyorum. Turuncu ayakkabılarım çöpe gidiyor.

Ushuaia ’da her şey çok pahalı olduğu için süpermarket sandviçleri bir numaralı besin kaynağımız haline geliyor.

Akşamüstü limana doğru yürüyoruz. Teknelere Puerto Williams adasına gidip gitmeyeceklerini sorup gideceklerse onlara katılmayı planlıyoruz. Aslında her yerde Ushuaia için “dünyanın sonu” reklamı yapılsa da kıtanın en uç noktası Şili’nin Puerto Williams adasında, fakat orda ciddi bir yerleşim yok. Puerto Williams’a gidiş de çok pahalı. Bu adada yapacak bir şey olmadığı için ve Şili de iyi reklam yapmadığı için herkes Ushuaia’ya geliyor. Bütün dükkanlardan “Fin del Mundo” yazılı kartpostallar gönderebiliyorsunuz. Zaten hediyelik eşya olayını da aşmışlar. Sayısız dükkan var.

Liman mevsim de geçtiği için oldukça boş. İçinde insan olan tek bir tekne görüyoruz. Onlar da Florianopolis’e gitmeyi planlıyorlar!!!

25-27.04.2010 – Pazar – Salı

Tierra del Fuego Milli Parkı, Ushuaia ’nın en önemli yeri… Her sene binlerce turist trekking ve kamp yapmaya buraya geliyor. Park şehrin 12 km dışında yer alıyor. Şehirden kalkan minibüslerle gitmek mümkün. Bizi parka Lucia götürüyor. Önce “dünyanın sonundaki tren”e uğruyoruz. Parkın içinde dolaşan turistik bir tren. Kişi başı 90 peso ödemek gerekiyor ki çok pahalı. Zaten tren yolunun kenarından da yürünebildiğini bildiğimiz için trene binmiyoruz. Bu trenin bir özelliği de buharlı tren olması. Orman içinde giden buharlı tren manzarası da yine masalsı bir ortam yaratıyor bize. Bu trenin diğer bir özelliği de tren yolunun Ushuaia hapishanesindeki mahkumlar tarafından yapılmış olması. Hapishane kısmını sonra anlatacağım.

dünyanın sonundaki tren

50 peso karşılığında parka giriyoruz. Lucia Ushuaia ’da yaşadığı için sadece 5 peso veriyor. Agustina ise öğrenci olması dolayısıyla beleşe giriyor.. Neyse ki bu sefer parkın içinde günlerce kalabileceğiz, verdiğimiz paraya acımıyoruz. Lucia arabayla kısa bir tanıtım turu yapıyor parkın içinde. Buenos Aires’ten beri tamamını geçtiğimiz 3079 km’lik Ruta 3’ün (3 nolu karayolu) son noktasına kadar gidiyoruz. Efsanevi Ruta 3, Tierra del Fuego Parkı’nda bitiyor.

tierra del fuego

Hava soğuk olduğu için ve kamp ekipmanlarımız olmadığı için parktaki “refugio” denen yerde kalacağız. Burası hostelle çadır arasında bir şey. Yani sadece bir oda var ve içi ranza dolu. Başka da bir şey yok. Ayrıca bir de uyku tulumu kiralamak gerekiyor. İçeride neyse ki bir de soba var. Lucia bizi refugio’ya bırakıyor ve parktan ayrılıyorlar. Biz de ilk trekkingimize başlıyoruz. Parkta pek çok trekking rotası var. Girişte verdikleri haritada bütün rotalar işaretlenmiş ve zorluk dereceleri ile kaç saat süreceği yazılmış.

3 günde bir tanesi hariç tüm rotaları tamamlıyoruz. Gitmediğimiz rota ise tırmanışlı bir yer ve yukarısı buzlu olduğu için tehlikeli. Gitmeden önce park görevlilerine haber vermek gerekiyor. 3 gün boyunca harika manzaralar ve renklerle karşılaşıyoruz. Sonbaharın bütün güzel renkleri bir arada. Yazın gelmediğimize biraz seviniyoruz bu renkleri gördükçe. Parkta tavşan, tilki, at ve büyük kuşlar gibi bir sürü hayvanla karşılaşıyoruz. Birbirinden oldukça farklı, hatta bazen çok ürkütücü ormanlardan geçiyoruz. Hayatımızda ilk defa kunduzların yaptığı doğal barajlardan görüyoruz. Rotalardan bir tanesinin sonunda Şili sınırından geçiyoruz. Sınır tabelasının altında hop Şili’de hop Arjantin’de oluyoruz. Orman, göl ve dağı aynı mükemmel manzarada görme şansına sahip oluyoruz. Kısaca anlatması zor, mükemmel ve doğayla başbaşa 3 gün geçiriyoruz.

tierra del fuego

Doğayla başbaşa derken kelime anlamıyla başbaşa kalıyoruz çünkü geceleri koca parkta bizim dışımızda bir de kaldığımız yerden sorumlu eleman kalıyor. Gece güvenlik görevlisi bile kalmıyor parkta. Tüm park bizim. Bu arada, park dediğimiz yerin sadece insan girmesine izin verilen kısmının bile yaklaşık 30-40 kilometrekare olduğunu söylemekte fayda var.

tierra del fuego

Gündüzleri delice yürüdüğümüz, mükemmel manzaralarda sandviçlerimizi yediğimiz, gece sobayı yakmayı beceremediğimiz için titreyerek uyuduğumuz parktan zor ayrılıyoruz. Aslında Murat bir gece daha kalmak istiyor ama ben daha fazla üşümek istemediğim için şehre dönüyoruz.

Dönüşte otostop çekiyoruz. Bir aile bizi alıyor. Anne bizim yanımızda çekinmeden bebeğini emziriyor. Yine alışkın olmadığımız bir manzara ile karşılaşmış oluyoruz.

Lucia daha önce bizim 4 gece kalabileceğimizi söylediği için Ushuaia ’daki evimizi değiştiriyoruz. Hemen 2 sokak ileride Raul’ün evine geçiyoruz. Bu ev ikimizin de hayatımızda gördüğümüz en enteresan ev. Raul 5 kocaman köpeği ile birlikte burada yaşıyor. Köpekler neyse ki çok sakin ve sevimli…

28-29.04.2010 – Çarşamba – Perşembe

Ushuaia ’daki son iki günümüz Ushuaia hapishanesinde geçiyor. Hapishane girişinde alınan bilet 2 gün geçerli. Zaten bir günde gezip bitirmek de oldukça zor. Hapishanenin değişik yerlerinde değişik müzeler var aslında. Girişte denizcilik müzesi bizi karşılıyor. Son 500 yılda gemi inşaasının geçirdiği gelişmeleri gösteren gemilerin 1/100 maketleri var. Gemilerdeki tüm ayrıntılar atlanmadan tek tek işlenmiş. Gemiciliğin Tierra del Fuego için büyük bir önemi var. Adaya ticari uçuşlar çok yakın bir zamanda, 1948’de başlamış. Ondan önce tek ulaşım denizden yapılıyormuş…

Müzenin sonraki kısmı hapishanenin turistik hale getirilmiş yeri. Önemli mahkumların maketleri konmuş, hayat hikayeleri anlatılmış. Hatta ünlü tangocu Carlos Gardel’in de burada yattığına dair rivayetler var.

carlos gardel

Bu kısımda hapishanedeki yaşamı öğrenmek mümkün. Hastane koşullarından tuvaletlere kadar pek çok şey öğreniyoruz. Hatta işin en acı yanı hastane inşaatını orada kalacak olan mahkumların yapmış olması. Şartları en ağır hapishanelerden biriymiş burası. Zaten ne kadar zorlu koşullar olduğu hapishanenin orijinal olarak korunmuş diğer bir kısmında anlaşılıyor. Tüm kapıların açıldığı koridorlarda sadece 2-3 tane soba var ve bütün bölümü onla ısıtmaya çalışıyorlar. Gece olduğundaysa mahkumlar 9 metrekarelik hücrelerine çekilip kapıyı kapatıyorlar, sıcakla da bağlantıları kesiliyor.

ushuaia hapishanesi

Hapishanedeki mahkumlar çok çeşitli işlerde çalıştırılıyorlar ve bu mahkumlar sayesinde Ushuaia ’ya elektrik, telefon, tren ve Ushuaia ’nın ilk gazetesi geliyor. İşte bu tren Tierra del Fuego’daki tren… Hapishane 1947’de kapatılıyor. Tüm mahkumlar başka yerlere taşınıyorlar.

Alt kattaki diğer bir sergi de enteresan bir sanat sergisi..

Üst katta Antarktika, dünyanın en kötü hapishaneleri ve Yamanalar ile ilgili sergiler var. Antarktika kısmına baktığımızda kendimiz için üzülüyoruz. Avrupa’daki hemen hemen her ülkenin, ABD’nin, Brezilya’nın, Çin’in, Hindistan’ın ve daha bir çok ülkenin Antarktika’da araştırma istasyonları var. Adamlar 1900’lerin başlarında defalarca Antarktika’ya keşif seferleri düzenliyorlar. Bizimse hiç ilgimiz olmuyor. Gönül isterdi ki Türkiye’nin de bir araştırma istasyonu olsun orada…

Dünyanın en kötü hapishaneleri ile ilgili kısım internette bulabileceğimiz bilgilerin çok da ötesine geçmiyor. Yamanalar ile ilgili bölüm ise yine oldukça yetersiz. Yani bu kısımlar sanki müze boş kalmasın diye yapılmış gibi. Yine de vakit varsa gezmekte fayda var.

Yamanalar konusu ise Avrupalılar’ın vahşiliğini, hırsını gösteren bir başka örnek. Onlarla ilgili bir müze daha var şehrin içinde. Bir de Tierra del Fuego Milli Parkı’ndaki Alakush adlı info center/restoranda bilgi almak mümkün.

Yamanalar Tierra del Fuego’da yaşayan yerliler. Bir nevi kızılderililer diyebiliriz. Bu insanlar kanolarla denize açılıyorlar, balık, penguen ve deniz aslanı avlayıp yiyorlar, deniz aslanı kürklerini kullanıp gerektiğinde soğuktan korunuyorlar ama aslında genelde çıplak geziyorlar. Bir şekilde çıplak olmalarına rağmen adanın soğuğundan korunmayı başarıyorlar. Avrupalılar geldiğinde bu insanları görüp hemen Avrupalılaştırmaya çalışıyorlar tabi. İşe kıyafet verek başlıyorlar. Bu kıyafetlerde oluşan bakterilere karşı vücutları dirençli olmadığı için birer birer ölüyorlar. Sayıları çok azalıyor. 4 tanesini alıp Avrupa’ya eğitmeye götürüyorlar. Charles Darwin, Yamanalar için “subhuman beings without a spiritual life” (ruhani yaşamı olmayan insan altı canlılar) yorumu yapıyor. 1886’da 3500 kişi olan Yamanalar  1916’da yani sadece 30 yıl içinde 300’e iniyor. 6000 yıllık varlıkları sadece 30-40 yılda sona eriyor. Bunları okudukça içimiz burkuluyor. Şu an dünyanın en moderni olan Avrupalılar’ın ne kadar bencilce ve vahşice davrandıklarını, sadece kendilerini düşünüp koca bir kıtayı altüst ettiklerini bir kere daha görüyoruz.

yamanalar

kıyafet giymiş Yamanalar

Ushuaia gezimiz bitiyor. Sonraki durağımız Punta Arenas. Hostumuzla son detayları konuşmamız gerekiyor. Netbook’umuz sağolsun. Cadde üstündeki otellerden birinde bağlantı buluyoruz ve sokakta Skype’la konuşma güzelliğini yaşıyoruz. Zaten
Ushuaia ’daki iki hostumuzda da internet olmadığı için otellerin bağlantılarını sık sık kullanıyoruz…. Tanrı wireless’ı korusun…

ushuaia

zorlu koşullarda blog yazarken… soğuktan donarken… 🙂

 

Gülen & Murat

27.06.2010

YORUMUNUZU BİZLE PAYLAŞMAK İSTER MİSİNİZ?

  1. Guney Amerika’nin geneli, Arjantin, Sile, Tierra del Fuego’ya gitmek icin esimle senelerce benim is degistirmemi bekledik. Sonunda oldu ve seyahat planlamasina basladik. Tam ucak bileti bakarken hamile oldugumu ogrendik. 7 aylik hamile saatlerce ucmayi goze alamadigim icin (doktorum sirt cantali seyahte etmezsen gidebilirsin demisti) bizim dream seyahatimiz kaldi baska bir bahara. Simdi kizim buyusun, biraz daha anlayacak yasa gelsin, dunyanin sonuna beraber gidelim diyorum.
    Sizin blogunuz bebek bloglarinda verilen bir linkten tedasufen karsima cikti. Okudum cok sevdim. Okurken beni isyerindeki masamdan alip uzaklara goturdunuz. COk tesekkurler. Iyi yolcuklar. Hersey gonlunuzce olsun.
    Meltem

  2. bloğunuzu tesadüfen gezerken buldum. Ushuaia gezisi hayalimin gezisiydi. paylaşım için çok teşekkürler. müsadenizle ben yazdığınız şu gezi notlarına bi dalayım…